ust

HABER ARŞİVİ

Lütfen Bir Tarih Seçiniz

E-Bülten

İsim Email

Sitemizin yeniliklerinden haberdar olmak için bültenimize üye olabilirsiniz.

Anket

Suriyeli göçmenlere sizce Türk Vatandaşlığı verilsin mi?
  • Hayır
  • Evet
  • Kararsızım
Hülya Bilge GÜLTEKİN

11 Temmuz 2012 Çarşamba Saat: 00:20

Hekimden Sor

Hülya Bilge GÜLTEKİN

"İzne çıkıyorum, salı günü boşum, o gün ameliyatını yapalım, cuma günü de pansumanını yapar gönül rahatlığıyla giderim, izin sonrasına kalırsa çok uzayacak.."

deyince canım doktorum, salı günü sabahın erken saatlerinde koştum hastaneye..

Randevulaştığımız saatte buluştuk ve ameliyat sonrası kalacağım odaya çıktık..

Ben hemşirelerle soru cevap ameliyat formunu doldururken, doktorum da büyükcadıyla tatlı bir "tiyatro" sohbetine daldı..

Çocukları da tiyatroyu çok seviyormuş, ikisi de okul tiyatrosundaymışlar, oynadıkları oyunla da birincilik ödülü almışlar..

Bu tatlı sohbetten kusur kalmamak için; 

"Küçük kızım da doktor olmak istiyor.." dedim..

Demez olsaydım..

Bir dokundum, bin ah işittim..

"Bir doktor olarak sevinemedim buna, Allah bundan sonra doktor olmak isteyenlerin, yirmi yıl sonra da hastalananların yardımcısı olsun. Üniversitelerde doktorluğu öğretecek doğru dürüst hoca kalmadı. Çoğu bırakmaya zorlandı, direnip kalmak isteyenleri bile bir yolunu bulup gönderdiler, yerlerine gelenlerin ise kim olduklarını bile söylememe gerek yok, ülkenin gidişatından tahmin edersiniz zaten.." dedi..

"Şu Dağın Ardı İran" adlı kitapta okuduğum İran fıkrası geldi hemen aklıma ama doktorum sözünü bitirmediği için araya girip anlatamadım..

"Ben Çapa mezunuyum, TUS sınavında ikiyüz sorudan yüzseksen tanesini gözüm kapalı yaptım, hem de hiç çalışmadan, çalışmama gerek yoktu, derste hocalarımızla pratik yaparak öğrenmemiz gereken her şeyi derste öğrenmiştik zaten, biz ne kadar şanlıymışız meğerse, bugün bizim öğrendiklerimizi öğretecek kapasitede olan çok değerli profesörler ne yazık ki olmaları gereken yerde değiller. Böyle giderse bundan yirmi yıl sonraki doktorlara nasıl ve ne kadar güveneceğiz, çocuklarımız hastalandığında halleri ne olacak bilemiyorum.." dedi..

Atamızın; "Beni Türk hekimlerine emanet ediniz.." diyen sesi çınladı kulaklarımda..

"Çocuklarımızı Türk hekimlerine emanet edemeyeceğiz öyle mi.." dedim..

"Aynen öyle, yurt dışında yaşıyorduk, kendi milletimize hizmet edelim diye ülkemize döndük, her gün yeni bir karar, her gün yeni bir prosedür, canımızdan da mesleğimizden de bezdirdiler.." dedi..

"Çok endişeleniyorum çocuklarımızın geleceği ile ilgili, doktorluk tam anlamıyla öğrenilemeyince öğretilemeyecek de, o yüzden kızınız da siz de bir kez daha düşünün kızınızın doktor olma isteğini.."diye de ekledi..

"Durum bu kadar vahimse Bulgaristan'da okutsun babası, çifte vatandaş onlar, böyle bir olanak varken doktor gibi doktor olsun hiç değilse, ama bir kişiyi kurtarmakla ne değişir ki.." dedim..

"Eskiden en çok ikiye bölünürdük, bunlar bölünebilecek her yerinden böldüler milleti, asıl bölücübaşı bunlar.." deyince,

"Siyasetçilere getirmeyin konuyu ne olur, onlar yüzünden ne tv izleyebiliyorum ne gazete okuyabiliyorum, tüylerimi diken diken ediyor hepsi, sağcısı da solcusu da aynı, benim gözümde siyasetçi eşittir bölücü.." dedim kızgın kızgın..

"Ne olur affedin beni, ameliyat öncesi gerdim sizi, hadi önlüğümüzü giyelim.." deyip, ameliyatla ilgili bilgi vererek giydirdi beni..

Hakikaten gerilmiştim, hem de gergef gibi..

Beni yakından tanıyanlar bilir, duymak istemediğim tek şey siyaset, görmek istemediğim tek şey ise bir siyasetçidir..

Korkudan gerilmeye fırsat kalmamış, ameliyat korkum yerini çocuklarımızın geleceği ile ilgili endişeli gerginliğe bırakmıştı..

Beni hiç değilse mesleğini hakkıyla öğrenmiş bir doktor ameliyat edecekti, gün gelip çocuklarım hastalandığında ne olacaktı kimbilir?

"Ben de gidip hazırlanayım, biraz sonra gelip alırlar sizi.."deyip çıktı doktorum..

Her zaman olduğu gibi, beni gerginlikten kurtarma ve gevşetme işi yine büyükcadıma kaldı..

Ameliyat önlüğü içindeki komik halimle, komik komik pozlar verdirdi ve fotoğraflarımı çekti..

"Güzele ne yakışmaz, ameliyat önlüğü bile çok yakıştı anne.." deyip güldürdü beni..

Anne kız, gülmekten kırılıyorduk ki, yeşil adamlar geldi ve beni sedyeyle aldılar..

Bundan sonrası ise başka bir yazı konusu..

Kolum kanadım iyileşsin keyiften uça uça yazarız sonrasını..

Gelelim şu İran fıkrasına..

Geldikçe;

"Türkye çoktan İran olmuş" diyesim de geliyor..

İşte o fıkra;

Yurt dışında uzun yıllardır okuyan İranlı genç İslam devriminden sonra ülkesine döner. 

Bir kilo pirinç almak için bakkala gittiğinde bakkal, pirincin artık camilerde satıldığını söyler. 

Genç; "Cami pirinç satar mı? Benim bildiğim camilerde namaz kılınır." der. 

Bakkal; "Namaz artık üniversitelerde kılınıyor." der.

Genç;"Olur mu öyle şey? Üniversitede öğrenciler, profesörler olur." der.

Bakkal acı acı gülümser ve; "Senin bildiğin öğrenciler ve profesörler artık hapishanede." diye cevap verir.

Şaşkın genç; "Ne diyorsunuz siz? Peki, hapishanelerdeki hırsızlar katiller nereye gitti?" deyince,

Bakkal; "Ha onlar mı? Onların hepsi mecliste oğlum." diye yanıtlar.

"Türkye çoktan İran olmuş.."

İran'laştırmadıkları tek şey ise kadınların giyimi kuşamı..

Bu da işlerine geliyor da ondan..

Vitrindekilere dokunmadan mağazanın içini alan katan ediyorlar..

Vitrine dokunmadıkları için mağazaya girenlerin dışındakiler hiç bir şeyin farkında değil, değiliz.. 

Saçımıza başımıza dokunmadıkları için uyuyoruz.

Saçımıza başımıza dokunmayarak uyutuluyoruz..

Ne olur vitrini de talan edin de uyanalım artık..

Bir gün kıvırttığımız, bir gün düzleştirdiğimiz saçlarımızdan sürükleyin bizi..

Bir gün etek, bir gün şort giydiğimiz bacaklarımızı sopalayın..

Yine de uyanmazsak, Pakistan'lı ulemalar gibi sütyenlerimizi şeytanın yastığı ilân edip parçalayın..

Parçalayın ki hiç değilse biz anneler uyanalım..

Ne olur ilk genel seçime kadar yapın bunu, yapın ki iş işten daha da fazla geçmeden uyanalım..

Uyanalım ki çocuklarımızın geleceğini karartanları bir an önce -sandıklarda- boğalım..

Boğmazsak, çocuklarımızı güvenli ellere emanet edemediğimiz için gözümüz açık gideceğiz yoksa..

Henüz vakit varken, yaşıyorken yapalım bunu..

Bugün ekilen karanlık geleceğin tohumları yeşerdiğinde bir sarmaşık gibi dolanacaklar çocuklarımızın ayaklarına..

Yürüyemeyecekler düşlerine, yürüyemeyecekler aydınlığa..

Ameliyat sonrası canım çok yandı..

Elimi kolumu kıpırdattıkça da yanıyor şu an..

Bu acı, bugün bizim yaptığımız yanlış seçimlerin yıllar sonraki kötü sonuçlarını çocuklarımızın yaşayacağını farketmenin acısı yanında hiç kalıyor..

"Türkiye çoktan İran olmuş.." 

Hiç değilse biz anneler vitrinle yetinmeyelim, mağazanın içinde neler olup bitiyor bir bakalım..

Hekimden de çekenden de bir soralım..

"Türkiye çoktan İran olmuş.."

Uyanalım..


Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız :
E-mail Adresiniz :
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?
 

Belirtiyorum.com İnternet Gazetesi Tavsiye Formu

Bu Yazıyı Arkadaşınıza Önerin
İsminiz :
Email Adresiniz :
Arkadaşınızın İsmi :
Arkadaşınızın E-Mail Adresi :
Varsa Mesajınız
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız

Yazarın Diğer Yazıları

İlk Fırsatta

Devamını Oku20.11.2017 - 10:55:07

Yılan Hikayesi

Devamını Oku20.11.2017 - 10:55:07

Sayın Başbakanım

Devamını Oku20.11.2017 - 10:55:07

Shakespeare’i Okurken

Shakespeare’in Othello adlı oyununu okuyorum; 23.sayfada "Türkler Rodos'a doğru ilerliyorlarmış" derken 24. sayfada "Rodos'a doğru yol alan Osmanlılar" diyor.
Devamını Oku20.11.2017 - 10:55:07
Tüm Yazıları