ust

HABER ARŞİVİ

Lütfen Bir Tarih Seçiniz

E-Bülten

İsim Email

Sitemizin yeniliklerinden haberdar olmak için bültenimize üye olabilirsiniz.

Anket

Suriyeli göçmenlere sizce Türk Vatandaşlığı verilsin mi?
  • Hayır
  • Evet
  • Kararsızım
Hülya Bilge GÜLTEKİN

13 Ekim 2013 Pazar Saat: 13:31

İlk Fırsatta

Hülya Bilge GÜLTEKİN

Yine böyle güneşin davetkâr, havanın ılık olduğu bir sonbahar günü. En az on yıl önce. Bir tanıdığımızın Kalfa Köy’deki yazlık evine davetliyiz.

Bizans İmparatorluğu döneminde kurulan ilk Türk köyü olduğu söylenir Kalfa Köy’ün. Suyunun güzelliğiyle meşhur. Damacana suların henüz icad edilmediği çocukluk zamanlarımızda elimizde su bidonlarıyla traktörlere dolup bir şenlik edasıyla su almaya gittiğimiz köy. Erkekler traktöre üşüşür, tek ayaklarıyla basılacak kadar yere iki ayaklarıyla basar, elleri ceplerinde  tutunmadan giderek  kızlara cesaret gösterileri nde bulunurlardı. Kızlar da traktöre takılı römorkta bidon çalıp türküler söylerdi.

Dağın yamacında üç katlı bir villadayız. Hemen yanıbaşında yüzlerce yıllık oldukları hissini veren ulu ağaçlarla dolu bir orman. Ormanın girişini kesen, susuz gidene eğilip su içirtecek kadar berrak akan bir dere. 

Yemek faslı bittikten sonra yürüyüşe çıkıyoruz hep birlikte. Kirleteceğim için üzülerek koca koca sıçramalarla geçiyorum dereden, bir adım eksik bassam suya, kendimi daha iyi hissedeceğim. Dereyi geçince komşu villalardan bir beyefendi çıkıp davet ediyor bizi bahçesine. Ormanda avladığı domuzu yine ormandan topladığı çalı çırpı ateşinde pişirmekle meşgul. İkram ediyor bize de. Neyseki bahanemiz hazır, karnımız tok, teşekkür edip geri çeviriyoruz. Bulgaris’tandan kendi seçip aldığı şaraba hayır diyemiyoruz. Çıtır çıtır yanan ateşin başında birer kadeh şarap içip kalkıyoruz. Güzel olan her şey, şarabın etkisiyle güzelden de güzel oluyor. Yanımdakiler arada Bulgarca konuşuyor kendi aralarında. Konuştuklarında bir Rus filmini izlermiş gibi hissediyorum kendimi, ağaçlar Rusya’da çekilmiş filmlerdeki gibi görkemli. Sustuklarında oyuncusu oluyorum aynı filmin, konuştuklarında izleyiciyim.
Yürümüyoruz, sarı sıcak bir yaprak denizinde yüzüyoruz.  Bir ara kendime hakim olamayıp sıkı sıkı sarılıyorum ağaçlardan birine, başıma sarı sıcak yapraklar yağıyor. Büyüleniyorum. Önüme çıkan her ağaca sarılıp aynı büyüyü tekrar tekrar yaşatıyorum kendime. Ormandan çıkıp Sinan Dede Türbesi’ne gideceğiz. Ama benim ne çıkasım var, ne de gidesim. Bir ağaç olup ormana köklenmek niyetim.

Bir çocuk gibi, kolumdan çekelenerek çıkarılıyorum ormandan. Çok geçmeden varıyoruz türbeye. Alelade bir türbe beklerken  bir cami, bir hamam ve bir de çeşmesi olan bir külliyeyle karşılaşıyorum, tek eksiği bir medrese. Kullanılmadığı için kapısı kilitli olan camiye giremiyoruz ama , mimarisi oldukça ihtişamlı olan minareyi ve çeşmeyi yakından inceliyoruz. 1400’lü yıllarda yapılmışlar. 600 yıl boyunca dünyaya meydan okumuşlar. Nice kuşaklar gelip geçmiş, onlar dimdik ayakta kalmışlar. Dua edip, dilek dileyip geri dönüş yolunu tutuyoruz. Giderken dolup taşan içim, dönerken bomboş. 600 yıllık tarihin ayakları altında ezilmiş gibiyim. İnsan varlığı ne kadar aciz, ne kadar gelip geçici.

Geceyi orada geçiriyoruz. Bize verdikleri oda ormana bakıyor. Yabancı evlerde kaldığımda hep olduğu gibi yine uyku tutmuyor beni. Pencerenin önünde uyur uyanık sabahlıyorum. Gün ışır ışımaz da ormana atıyorum kendimi.  Çok geçmeden yokluğumun farkına varan birileri düşüp peşime yine çekeliyor kolumdan ve eve getiriyor beni. Kahvaltı masasında ilk kez tattığım göçmen kahvaltılıkları var ve hepsi birbirinden lezzetli. Doyana kadar yedikten sonra kalkıp masadan yattığımız odaya çıkıyorum ve annemi arıyorum. Kızgınım, annemlere de kendime de kızıyorum camdan dışarı baktıkça. Göçmenler Bulgaristan’dan gelip keşfetmiş Çatalca’nın güzelliklerini, bizse burnumuzun ucundaki güzelliklerden bir haberiz.
“Sinan Dede Ormanı varmış Kalfa Köy’de, türbesi de, bize bu kadar yakınken ve bu kadar güzelken neden bizi çocukken hiç oraya götürmediniz ” diyorum

“Sinan Dede’nin bir hikâyesi de var,” diyor.

“Hikâyesini anlatsaydınız hiç değilse,” diyorum. 

Dokunsalar ağlayacağım. Burnumuzun ucundaki doğa ve tarih harikasını çocukken gidip göremedim diye üzülüyorum. Çocukken her şeyin kıymeti de sevinci de daha büyük çünkü.

“Dönerken uğrayın da anlatayım,” diyor.

Hemen toparlanıp iniyorum aşağıya. Ben çekeliyorum bu kez birilerini, düşüyoruz yola. Annemlerdeyiz. Kahvelerimizi içerken bir yandan da anlatıyor annem:

“Sinan Dede çobanlıkla geçimini sağlayan evliya karakterli bir adammış. Koyunlarından sağdığı sütü mendiline doldurup öyle götürürmüş götüreceği yere. Ne kadar uzağa da götürse mendilden bir  tek damla süt damlamazmış yere. Kendisi gibi evliya olan bir de kardeşi varmış Sinan Dede’nin. O da şehirde ayakkabıcılık yapıyormuş. Sinan Dede mendiline süt doldurup kardeşini ziyarete gitmiş bir gün. Kardeşi meşgulmüş, dükkâna ayakkabı ısmarlamaya gelen bir kadının ayak ölçüsünü alıyormuş. Mendilini duvardaki çiviye asıp kardeşinin işinin bitmesini beklemeye başlamış. Beklerken kadının topuklarına gözü kaymış bir ara, “Ne kadar da güzel” diye geçirince içinden mendildeki süt damlamaya başlamış birden. Kardeşi Sinan Dede’nin niyetinin bozulduğunu anlamış hemen damlayan sütten. Ama belli etmemiş. Ölçü almayı bitirip kadını gönderdikten sonra: ‘Keramet dağ başında evliya olmakta değil, keramet çıkındaki sütü damlatmamakta,” demiş.

Bu hikâye, çıkınlarındaki süt damlamasın diye kadınları yok etmeye çalışanları, aklı, fikri (gözü) kadın bedeninde olanları hatırlattı bana. Kadınları istedikleri kalıba sokabilseler hepsi birer evliya olacaklar. Ama ne var ki, evliyalık sevdaları yüzünden körelen gözleri şunu bir türlü görmüyor; Türk kadını Cumhuriyet’le birlikte ait olduğu yere yükseldi, onu oradan çekip almak, duvarların, örtülerin altına kapatmak çok zor artık. Çekip alamayacaklarını, gün yüzü, hak ve özgürlük yüzü görmemiş Ortadoğu kadınlarıyla bir tutulamayacaklarını ilk fırsatta gösterecek onlara Türk kadını.

İlk fırsatta!


Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız :
E-mail Adresiniz :
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?
 

Belirtiyorum.com İnternet Gazetesi Tavsiye Formu

Bu Yazıyı Arkadaşınıza Önerin
İsminiz :
Email Adresiniz :
Arkadaşınızın İsmi :
Arkadaşınızın E-Mail Adresi :
Varsa Mesajınız
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız

Yazarın Diğer Yazıları

Yılan Hikayesi

Devamını Oku20.11.2017 - 12:26:27

Sayın Başbakanım

Devamını Oku20.11.2017 - 12:26:27

Shakespeare’i Okurken

Shakespeare’in Othello adlı oyununu okuyorum; 23.sayfada "Türkler Rodos'a doğru ilerliyorlarmış" derken 24. sayfada "Rodos'a doğru yol alan Osmanlılar" diyor.
Devamını Oku20.11.2017 - 12:26:27

Terörist RTE

Bugün büyük kızım Bengi İdil Üsküdar’a kahvaltıya götürdü beni.
Devamını Oku20.11.2017 - 12:26:27
Tüm Yazıları