ust

HABER ARŞİVİ

Lütfen Bir Tarih Seçiniz

E-Bülten

İsim Email

Sitemizin yeniliklerinden haberdar olmak için bültenimize üye olabilirsiniz.

Anket

Suriyeli göçmenlere sizce Türk Vatandaşlığı verilsin mi?
  • Hayır
  • Evet
  • Kararsızım
Hülya Bilge GÜLTEKİN

28 Eylül 2011 Çarşamba Saat: 00:00

Oyuncaklar ve Şairler

Hülya Bilge GÜLTEKİN

Yaşıtım olan bir çoğunuz gibi, hiç oyuncak bebeğim

Yaşıtım olan bir çoğunuz gibi, hiç oyuncak bebeğim ve doğru dürüst oyuncağım olmadı benim.

Bizler, yaratıcılığımızın yettiği kadarıyla kutular, kumaş parçaları, şişeler gibi evsel atıklardan kendimiz yaratırdık oyuncaklarımızı.

O günlerde amcam Almanya'dan bir bebek kafası getirmişti. Masmavi gözlü, sarı kıvırcık saçlı, güzeller güzeli bir kafa.

Odama kapanır, o güzeller güzeli kafaya pılıdan pırtıdan beden yapmak için saatlerce uğraşırdım. Yapamadığımın üzüntüsü yetmezmiş gibi bir de odadan çıkar çıkmaz annemden dayak yerdim. Sebep; kardeşimle ilgilenmemek için odama kapanmış olmam. Bu ona göre öyleydi elbette. Gerçeği söylemeye çalışsam da kendi gerçeğinden başkasına inanmazdı. Herkes gibi o da öyleydi işte.

Annemle olan şiddetli geçimsizliğim yüzünden erkenden evlenince bir bebek sahibi de oluverdim. Hem de kanlı canlısından bir bebek.

"Çok ağladın ama senin gibi mavi gözlü, güzel bir kızın oldu.." dedi hemşire..

Bir bebeğim vardı artık, hem de babası oyuncakçı olan bir bebek. Dükkâna gelen ve aklına gelen her oyuncaktan kızıma da bir tane getirirdi babası. Bu konuda hakkını yiyemem.

Kız çocuk oyuncakları yetmez erkek çocuk oyuncaklarını da getirirdi. Onlarla da kendisi oynardı. Yarış arabaları vardı o dönemler, salonun ortasına yollar kurulur, kumandalarla yarıştırılırdı. Aylarca kalmıştır o oyuncak salonumuzda ve babası arkadaşlarıyla gelip gelip oynamıştır.

Eve barka uğramayan adamı evde gördükçe sevinirdik biz de kızımla, sanki bizim için eve erkenden gelmiş gibi. Neyse, iyi ki gelmişler ve çocuklar gibi şenlenmişler. Benim bir bebeğimin olmayışı gibi onların da çocukluklarında bir arabalarının olmadığı hallerinden belli olurdu.

Çocukluğumdaki o bebek kafasına çok benzeyen ve üzerinde mavi peluştan bir pelerini olan bir bebeği de vardı büyük kızımın.

"Anne, evcilik oynayalım mı?" dediğinde,

"Mavi pelerinli bebek benim olursa oynarım.." derdim.

Oyuncaklarını bütün arkadaşlarından esirgemediği gibi benden de esirgemezdi ve kızım sıkılıncaya kadar oynardık.

İki kızım da beni hemen hemen aynı yaşlarda bırakıp gidince, ikisinin de oyuncakları bana kaldı. Ben onlardan daha çok oynamasam da onlardan daha çok konuştum oyuncaklarla, oyuncaklarına onların olmadığı kadar yakın oldum.

Kızlarımdan ayrıldım ama oyuncaklarından ayrılmamıştım, ta ki şu güne kadar. Ayrılma vakti geldi artık. Bu küçük eve sığdırmak mümkün değil onları. Bu yüzden çoğunu alt kat komşu bebeğimiz Gamze Bebek'e verdim. Kıyamadıklarım bir çuval dolusu kaldı geride. Çatalca'ya gideceklerdi, arabaya sığmadıkları için oraya da gidemediler. Biliyorum, buraya gelmek istiyorlar.

Onları düşündükçe çok sevdiğim (adam gibi) adamlardan Sunay Akın'ın şu yazdıkları geliyor aklıma;

"Oyuncaklarla oynamayan, onların büyülü dünyasından uzaklaşan bir insan asla şair olamaz; "şiir" adını verdiği dizeleri alt alta kurabilir ama onların arasından bir şair asla göz kırpmaz okura. Şair yüreği ancak oyuncakların koruduğu bir ortamda büyüyebilir. Oyuncaklar muhafızlarıdır şairin. Bana inanmayanlar Pablo Neruda'ya kulak versinler:

Evimde irili ufaklı bir sürü oyuncak bulundururum, oyuncaksız yaşayamadım. Oyuncakla oynamayan bir insan çocuk yanını ömrü boyunca yitirmiş olur ve bunun yoksulluğunu çeker. Ben evimi bir oyuncak gibi yaptım ve bu evle sabahtan gece yarılarına kadar oynadım."

Pablo Neruda gibi ben de yeni evimi küçücük, oyuncak gibi yaptım.

Çocukluğunu yaşayamayanlar hiç büyümüyorlar, büyüdükçe küçülüyorlar hatta. Benim gibi.

Ben küçüldükçe evim de küçülüyor, şirinleşiyor, çocuklaşıyor, şiirleşiyor.

Büyümekten de vazgeçtim artık. Daha da küçülmek istiyorum, daha da çocuklaşmak.

Bir şair en çok neye benzer bilir misiniz? Bir çocuğa.

Ailesinden kalma Göztepe'deki köşkünü oyuncak müzesine dönüştüren şair Sunay Akın gibi.

Ve evini bir oyuncak gibi yapan şair Pablo Neruda gibi.

Onlar gibi çocuk ruhunu kaybetmeyenler için oyuncaklar böylesi önemli, böylesi vazgeçilmez.

Kişiliğimizin temelini attığımız en önemli hayat kesitimizin tanıkları, yardımcıları oyuncaklar.

Oyuncaklarla oynamayan bir insan sözcüklerle de oynayamaz.

Bana oynadığın ya da oynayamadığın oyuncağı söyle sana kim olduğunu söyleyeyim misali kişiliğimizin aynaları oyuncaklar.

Bu yüzden, bu yeni evimde, yeni bir Hülya'nın temelini atarken, tanıklarım ve yardımcılarım kendi oyuncaklarım olacak.

Kendime aldığım oyuncaklarla yeniden büyüteceğim içimdeki Hülya'yı.


Ben de meraktayım.
Bakalım hangisi olacak
Hülya'yı tam on ikiden vuracak
İlk oyuncak.



"Oyuncaklardır günler dünya aydınlığında
İnce konuğum benim çiçeklerle, sularla gelen.
Sen daha beyazsın bu sıktığım küçük yüzden
Ellerimin arasında her gün bir salkım gibi."




(Anlatı: Sunay Akın / Kule Canbazı

Şiir : Pablo Neruda / 20 Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı)


Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız :
E-mail Adresiniz :
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?
 

Belirtiyorum.com İnternet Gazetesi Tavsiye Formu

Bu Yazıyı Arkadaşınıza Önerin
İsminiz :
Email Adresiniz :
Arkadaşınızın İsmi :
Arkadaşınızın E-Mail Adresi :
Varsa Mesajınız
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız

Yazarın Diğer Yazıları

İlk Fırsatta

Devamını Oku16.12.2017 - 10:22:08

Yılan Hikayesi

Devamını Oku16.12.2017 - 10:22:08

Sayın Başbakanım

Devamını Oku16.12.2017 - 10:22:08

Shakespeare’i Okurken

Shakespeare’in Othello adlı oyununu okuyorum; 23.sayfada "Türkler Rodos'a doğru ilerliyorlarmış" derken 24. sayfada "Rodos'a doğru yol alan Osmanlılar" diyor.
Devamını Oku16.12.2017 - 10:22:08
Tüm Yazıları