ust

HABER ARŞİVİ

Lütfen Bir Tarih Seçiniz

E-Bülten

İsim Email

Sitemizin yeniliklerinden haberdar olmak için bültenimize üye olabilirsiniz.

Anket

Suriyeli göçmenlere sizce Türk Vatandaşlığı verilsin mi?
  • Hayır
  • Evet
  • Kararsızım
Hülya Bilge GÜLTEKİN

28 Temmuz 2012 Cumartesi Saat: 02:19

Vapurdaki Denizci

Hülya Bilge GÜLTEKİN

21:45 Beşiktaş Kadıköy vapurunun kalkmasına az kala, görevlinin açmasını beklemeden zinciri kaldırdı ve altından geçti beyefendinin biri, kendi geçtiği yetmezmiş gibi beni de geçirdi.

Herkesten önce vapura binip yan güvertenin en sonuna oturdum.. 

Yanımda bir sandalye, küçük bir masa ve masanın hemen yanında mutfağa açılan bir kapı vardı.. 

O kadar susamıştım ki, mutfaktan biri çıksa da bir bardak su istesem diye düşünürken elinde bir bardak çayla çıkıverdi biri..

O çaya nasıl baktıysam artık; "Çay ister misiniz.." diye sormak zorunda kaldı beyefendi..

"Çay değil de bir bardak su rica etsem, çok susadım." dedim..

"Ne demek, hemen.." dedi ve gidip buz gibi bir bardak suyu getirdi..

Bardağa elini sürmemek için de çay tabağına koymuş, öyle getirdi..

Bir nezaket, bir nezaket ki sormayın, yanımdaki sandalye ve masa onların olduğu halde, sanki vapur benimmiş gibi "oturabilir miyim" diye de sordu bana nazikçe..

Kafamı sallayıp, suyu soluksuz indirdim mideme..

Çayını koydu masaya ve oturdu hemen yanımdaki sandalyeye..

"Çay da getirebilirim isterseniz.." dedi..

Ah ne iyi olur ama su istedim ya çayı isteyemem, ikisi birden görgüsüzlüğün, kendini bilmezliğin daniskası olur..

Su için tekrar tekrar teşekkür edip çayı istemedim..

Beden dilinden anlıyorum, o konuşmak istiyor ama o benim beden dilimden anlamıyor, ben dinlemek istiyorum..

İstanbul'u dinlemek, vapuru dinlemek, vapurun çarptığı ve ortadan ikiye böldüğü dalgaların feryatlarını dinlemek istiyorum.. 

Ayaklarıma sıçrayan suyun bedenime neler hissettirdiğini dinlemek istiyorum..

Su için binlerce kez teşekkür ettim nasılsa, o konuşmazsa, konuşturmazsa konuşmayacağım..

"Şu çayı şurada oturup içince yorgunluk falan kalmıyor.." diyor..

Biliyorum kalmaz..

Gün battıktan sonra içilen çay, günün bütün yükünü alır insanın üzerinden..

Gece değişir çayın tadı, gündüz içilen çaya benzemez..

Günün aceleciliği yoktur gece çayında..

Bir seremoni, ağır ağır ağıza çalan bir senfoni gibi içilirse hele tatlandıkça tatlanır gece çayı..

Denizci karşıdan ışıl ışıl görünen Topkapı Sarayı'nı, Ayasofya'yı, Sultanahmet'i, Galata Kulesini tek tek sormaya başlıyor bana..

Söylemesem bilmiyorum zannedecek diye hangisini sorsa ne olduğunu söylüyorum..

"Şu yanıp sönen ışık neyin ışığı peki.." diyor büyük bir haz yayarak etrafına..

Erkeklerin çoğunda vardır ya bu, bir şeyi de onlar fazladan bilecek, o şeyi biz kadınlar bilemeyeceğiz ve çocuklar gibi mutlu olacaklar ya..

Aynen öyle oluyor işte..

Ahırkapı Deniz Feneri'ni bilemiyorum..

Bilemeyeceğimi bildiğinden en sona bırakmış onu..

Son gülecek iyi gülecek..

Gülüyor..

Hem de bir çocuk gibi keyfini çıkara çıkara gülüyor..

Bütün erkeklerin içinden çıkmak zorunda mı o çocuk..

Hep aynı, o tanıdık, o bildik çocuk denizcinin içinden de çıkıveriyor birden..

Hep o Ahırkapı Deniz Feneri yüzünden..

Nasıl görmemişim onu ben..

Vapurla her karşıya geçtiğimde illaki o tarafa otururum oysa ve ilk kez görüyormuşum gibi her bir kıvrımını gözden geçiririm İstanbul siluetinin..

Bir sıfır önde olmanın mutluluğu denizciyi bir deniz fenerine çeviriyor..

Açılıp kapanan gözleri ışıldadıkça ve ayaktaki heybetli duruşuyla, karşıdan görünen Ahırkapı Deniz Feneri'nden çok da bir farkı kalmıyor..

Bir de bunu duysa kimbilir ne hale gelecek..

Ben şimdi sorarım sana..

Bir soru sorarım ve unuttururum bu bir sıfır galibiyetin mutluluğunu..

"Siz her gün bu güzelliklerin içinde gide gele, İstanbul'u görmez, İstanbul'u duymaz olmuşsunuzdur.." diyorum..

"Olur mu hiç, baksanıza şu güzelliğe, her gün daha da çok aşık oluyorum bu sese.." diyor vapurun iki yana savurduğu dalgaları gösterek..

"Denizciyim ben, denize aşığım, bu sese aşığım.." diye ekliyor hemen ardından denize bakarak.. 

"Sis olduğunda bir tek Ahırkapı Fener'i görünür karşıda.. Bir deniz fenerinin sesini duydun mu hiç .." diyor Ahırkapı Deniz Feneri'ne bakarak..

"Duymadım.." diyorum.. 

Unutturamıyorum deniz fenerini, bir denizcinin unutacağı en son şey belki de bir deniz feneri..

Belki de her kıyıda denizcilerin yolunu gözleyen, sabırla onları bekleyen, yol gösteren, yön bulduran, millerce uzaktan göz kırpan, ışıl ışıl birer sevgili deniz fenerleri..

"Sis çok yoğun olur da ışığını göremezsek eğer, sesini duyarız deniz fenerinin, sesine göre buluruz yönümüzü.." diyor..

Ve sesi birden bir deniz fenerinin sesine dönüşüyor..

İşte o zaman anlıyorum denize aşık olduğunu..

Aşığın içinde büyümeyen bir çocuk barınır ya, işte o çocuğu deniz feneri sesi çıkarırken görünce anlıyorum denizcinin denizlere olan aşkını..

Sadece denizlere değil, deniz fenerlerine ve Ahırkapı Deniz Feneri'ne olan aşkını..

"Açık denizlere açılmanın en kötü yanı ne biliyor musunuz, ardımızda bıraktığımız kıyıdan uzaklaştıkça bir bir azalır ışıklar, en sonunda yok olur, karanlığın ortasında kalakalırız.. Her yok olan ışıkla birlikte bizim de bir parçamız yok olur ve bir yok oluşun içinde buluruz kendimizi, boğar bizi karanlık, boğuluruz.." diyor..

"İşte o noktada içinizdeki ışıkları yakmanın tam zamanıdır.." deyince ben.. 

"Mustafa, çabuk gel, gel bak hanımefendi ne diyor.." diye bağırıp içerdeki arkadaşını da dahil ediyor sohbete..

Ne dediğimi gülerek tekrar ediyor arkadaşına..

"İşte o ışık umudun ışığı.." diyor Mustafa..

Mavi gözleri ışıl ışıl, bir pencereden içeri bakar gibi bakıyorum gözlerinden içeri, pırıl pırıl içi, denizcinin korktuğu karanlık gibi kara değil..

Umudun ışığını kendi içinde yakmış gibi..

Açık denizlere yolcu ederken onu, annesinin ne kadar ağladığını, ne kadar üzüldüğünü anlatıyor denizci..

"Dayanamadım ve bıraktım.." diyor..

"Denizden kopamadım, bu işi yapıyorum şimdi.. Her gün bu güzelliklerin içindeyim, üstüne de para alıyorum işte.." diye de ekliyor gülerek..

Mutluluktan ziyade bir avuntu hissediyorum gülüşünde..

Ah be denizci..

Bir bilsen..

Gülüşlere saklanmış ne avuntular gördüm ben..

Anneleri düşünüyorum önce.. 

Bütün anneleri..

Çocuklarını doğuruyorlar ama, çocuklarının içindeki aşkı öldürüyor çoğu..

Oysa çocuğunu doğurup büyütmekle olduğu kadar çocuğunun içindeki aşkı doğurtup büyütmekle de yükümlü hepsi..

"Anneler, çocukların içindeki aşkın ebesi, ebeannesi.."

Kadınları düşünüyorum sonra..

Bütün kadınları..

Kadınlar erkeklerin hayatında çok büyük roller oynuyorlar..

Bir şey olan erkeklerin arkasında olduğu gibi, bir şey olamayan erkeklerin önünde de kadınlar var hep..

Erkekleri kadınlar yönetiyor, dünyayı erkekler..

İşin ucu dönüp dolaşıp kadınlara varıyor..

"Erkekleri uyutanlar da kadınlar, uyandırıp büyütenler de.."

İyice yaklaşıyoruz Kadıköy'e..

Önce Mustafa gidiyor, sonra ardından denizci..

Vedalaşıyorum inerken ikisiyle de, ikisi de gülümsüyor..

Mustafa'nın içi de gülümsüyor ama denizcinin sadece yüzü..

"Çay içmedin, bir dahakine çaya bekliyoruz.." diyor denizci..

Çay içmedim, vapurlara olan aşkımdan da bahsetmedim..

Senin aşkından sıra gelmedi benim aşkıma.. 

Dinledim ya onu, anlatırken karaya vurdu ya içindeki karanlık denizlerde kaybolan aşkı, kaybettikçe bulsun diye, anlattıkça karaya vursun diye yine çağırıyor beni.. 

Bilmiyor denizci..

Bir gittiğim yere bir daha gitmem ki ben..

Sonrakiler asla ilki gibi olmaz da o yüzden..


Yazı Yorumları ( 0 Adet)

Adınız :
E-mail Adresiniz :
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız
Bu Yazıya Yorum Yapılmamış.
İlk Yorumu Siz Yapmak İster misiniz?
 

Belirtiyorum.com İnternet Gazetesi Tavsiye Formu

Bu Yazıyı Arkadaşınıza Önerin
İsminiz :
Email Adresiniz :
Arkadaşınızın İsmi :
Arkadaşınızın E-Mail Adresi :
Varsa Mesajınız
Güvenlik Kodu Lütfen Resimdeki kodu yazınız

Yazarın Diğer Yazıları

İlk Fırsatta

Devamını Oku24.04.2018 - 03:37:11

Yılan Hikayesi

Devamını Oku24.04.2018 - 03:37:11

Sayın Başbakanım

Devamını Oku24.04.2018 - 03:37:11

Shakespeare’i Okurken

Shakespeare’in Othello adlı oyununu okuyorum; 23.sayfada "Türkler Rodos'a doğru ilerliyorlarmış" derken 24. sayfada "Rodos'a doğru yol alan Osmanlılar" diyor.
Devamını Oku24.04.2018 - 03:37:11
Tüm Yazıları